At sevgisi her şeyden vazgeçirdi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Mahmudiye Atçılık Meslek Yüksek Okuluna, yaklaşık 2 yıl önce İzmir Ateşi isimli atını bağışlayan Fatma Sevinç, atının özlemine dayanamayarak şehir değiştirdi. Daha önce İzmir’de yaşayan ve…

Star Güney

İzmir'de, bir özel sektörde çalışan 52 yaşındaki Fatma Sevinç, çeşitli kulüplerde gönül verdiği binicilikte, ‘Atlı Dayanıklılık' branşında yetiştiricilik yapmak üzere bir at almaya karar verdi. Arkadaşlarının önerileriyle arayışa giren Sevinç, 2010 yılında aradığı atı buldu. Bir çiftlikte gördüğü İzmir Ateşi isimli atı alan Fatma Sevinç, daha sonra atını yetiştirmeye başladı.

 

Ürkek olan atını birçok zorluklarla rağmen iyi bir şekilde yetiştiren Sevinç, İzmir'de atına baktığı bir mahallenin yazlıkçılarından yoğun şikayet alarak davalık olunca, 2 yıl önce ESOGÜ Mahmudiye Atçılık Meslek Yüksekokulunda çalışan arkadaşıyla konuşarak İzmir Ateşi'ni okula bağışlamak istediğini söyledi. Yıllarca atıyla arasında büyük bir bağ kuran Sevinç, çok sevdiği Arap ırkı İzmir Ateşi'ni Eskişehir'e gönderdi. Eskişehir'e gönderdikten sonra atını çok özleyen Fatma Sevinç, daha fazla dayanamayarak yaklaşık 8 ay önce emekli olarak İzmir'deki evini kapatarak Eskişehir'e yerleşti. Kent merkezinde kendine bir ev tutan Sevinç, atını görebilmek için her gün ESOGÜ Mahmudiye Atçılık Meslek Yüksekokuluna giderek gönüllü olarak çalışıyor.

 

“İzmir Ateşi'ni görür görmez gerçekten vuruldum”

Atıyla arasında yoğun bir sevgi olduğunu belirten 52 yaşındaki Fatma Sevinç, Eskişehir'e geliş öyküsünü anlatarak, “2010 yılında atımı aldım. O zamanlar atlı dayanıklılık sektörüne ilgim vardı. Atçılık sektörünün her alanında hizmet verdim. Atlı dayanıklılık branşında bir at yetiştirmek istedim ve at arayışına girdim. Sonra bir arkadaşım İzmir Ateşi'nin olduğu çiftliğe git bak dedi. Gittiğimde hava çok soğuktu. Orada İzmir Ateşi'ni gördüm ama o at bu halde değildi, çok kötü durumdaydı. Kaburgaları sayılıyordu, yele yok, kuyruk yok gerçekten kötü durumdaydı. Düz koşuda bir sene koşmuş ve emekli edilmişti. Artık birilerinin gelip kendisini almasını bekliyordu. Ben onu görür görmez gerçekten vuruldum. Görünüş olarak belki çok kötüydü ama çok güzel bir ruhu olduğunu fark ettim ve o atı aldım. Atım kamyonla geldi. O günü düşündüğümde hala çok heyecanlıyım, benim için çok mutlu bir gündü” ifadelerini kullandı.

 

“Emekliliğim gelir gelmez İzmir'deki evimi kapattım atımın arkasından Eskişehir'e yerleştim”

Sevinç, atını gönderdikten sonra zor dayandığını kaydederek, “Atıma çok emek verdim, çok iyi bir hipoterapi atı. Atlı dayanıklılıkta okulu çok güzel temsil edebilir düşüncesiyle atımı buraya gönderdim. Atımdan ayrı 2 sene zor durabildim. Emekliliğim gelir gelmez İzmir'deki evimi kapattım, deniz kenarındaki yaşamımı bıraktım atımın arkasından Eskişehir'e yerleştim 7-8 ay önce. Buraya gönüllü olarak geliyorum, yapılacak işlere yardımcı oluyorum, atların bakımlarında yardımcı oluyorum bu duyguyu yaşamak lazım. Ben işten dönerken bazen servisi kullanıyordum bazen de yürüyerek geliyordum. Serviste olup olmadığımı anlıyordu. Eğer servisteysem durağa gelene kadar servisin yanında koşar. Serviste değilsem bilir ki yürüyerek geliyorum köşeyi döndüğümde bana bakıyor olur. İnanılmaz bir bağ, yaşamak lazım. Düşünmeniz yeterli oluyor, düşündüğünüzü anında sezgiliyor. Tek bir kalp, tek bir ruh iki farklı beden oluyor, çok farklı bir sevgi” şeklinde konuştu.

 

 

 

“Hem bize motivasyon kaynağı oluyor hem de öğrencilerimiz için çok iyi bir rol model oluyor”

ESOGÜ Mahmudiye Atçılık Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Oytun Meçik ise, Fatma Sevinç'in atına olan sevgisinin kendileri için motivasyon kaynağı olduğu ifade ederek, “Her şeyden öte atları ve canlıları sevmeniz lazım, doğayla bütünleşmeniz lazım. Burada da böyle bir ortam var. Öğrencilerimizin çoğunun bu bilinçle buraya geldiklerini görüyoruz. Atları seviyorlar ve onlarla bağ kuruyorlar. Bu bağın ne kadar önemli olduğunun göstergesi de gönüllü olarak aramızda bulunan Fatma hanım. Buradaki her sürece destek olmak suretiyle hem bize motivasyon kaynağı oluyor hem de öğrencilerimiz için çok iyi bir rol model oluyor. Öğrenciler, yıllarını bu camiada geçirmiş, kendini geliştirmiş bir bireyin eriştiği deneyim seviyesini bire bir görme şansı buluyorlar. Hocaların dışında böyle ayrı bir karaktere sahip olmak, onun okulumuza bağışladığı atıyla arasındaki diyaloğu görebiliyor olmak hiçbir yerde bulunamayacak bir şans. Buda eğitim sürecinin olumlu yönde etkilenmesini doğuruyor” dedi.

 

Mustafa Kaplan - Çağatay Gür